
Elektrik enerjisinin üretimi ve kullanımı 1870’li yılların sonunda, gelişmiş Batı ülkelerinde başlamıştır. İlk elektrik santrali 1882’de İngiltere-Londra’da hizmete girmiştir. Yurdumuzda ilk elektrik santrali 1902 yılında Tarsus'ta İsviçre ve İtalyan grubu tarafından kurulmuştur. Bu santral, su değirmenine bağlanmış 2 kW gücündeki bir dinamo ile elektrik üretiyordu. Daha sonra o dönemki Osmanlı şehirleri olan Selanik, Şam ve Beyrut elektriklendirilmiştir.
1910 yılında Macar Ganz şirketine verilen bir imtiyazla 1914 yılında İstanbul elektriğe kavuşmuştur. İstanbul'da kurulan Silahtarağa Santralı, Türkiye'nin ilk taşkömürü santralıdır.Elektrik enerjisini elde etmek için çeşitli enerji kaynakları kullanılır. Elektrik enerjisine dönüştürülebilen enerjilerin belli başlı kaynakları şunlardır:
- Termik kaynaklar
- Hidrolik kaynaklar
- Nükleer kaynaklar
- Diğer kaynaklar (Güneş, rüzgâr, jeotermal vb.)
Termik Kaynaklar
Termik kaynaklar, ısı enerjisi oluşturan katı, sıvı ve gaz şeklindeki yakıtlardır. Günümüzde kullanılan termik kaynakların başlıcaları; kömür, petrol, doğal gaz, biyogaz (hayvansal gübrenin oksijensiz ortamda fermantasonu ile elde edilen yanıcı gaz), asfaltit (petrolün ayrışması ile oluşan, kalori değeri yüksek yarı katı, siyah madde), bitümlü şistler (Isıtılması ile önemli ölçüde organik yağ elde edilen, basınç sonucu yapraklaşmış yapılı kayaçlara verilen addır.) ve büyük şehirlerin çöp atıklarıdır.
- Kömürler
Türkiye'nin enerji kaynakları arasında linyitin çok önemli bir yeri vardır. Ülkemizde elektrik enerjisi üretiminde en çok linyit kömürü kullanılmaktadır. Kahverengi-siyah renkte, organik fosil halinde katı yakıttır. Linyit kömürün ısı değeri 1000-5000 kcal/kg arasındadır. Yurdumuzda; Kütahya (Tunçbilek-Seyitömer), Manisa (Soma), Muğla (Yatağan-Milas-Turgutlu), Kahramanmaraş (Elbistan), Çanakkale (Çan), Bolu (Mengen-Salıpazarı) bölgelerinde zengin linyit yatakları vardır.
- Petrol
Petrolün i ş lenmesi sonucu ortaya ç ı kan benzin, mazot, fuel-oil, motorin ürünleri termik santrallerde elektrik üretiminde kullanılmaktadır. Yurdumuzda petrol üretimi Batman’da halen devam etmektedir. Türkiye'de petrol aramaları X. Bölge Siirt, XI. Bölge Diyarbakır, XII. Bölge Gaziantep üzerinde yoğunlaştırılmış; ardından I. Bölge Marmara, XIII. Bölge Hatay, XIV. Bölge Adana, XV. Bölge Konya, XVI. Bölge Antalya yörelerinde sürdürülmüştür. II. Bölge Bolu, III. Bölge Ankara ve XVII. Bölge İzmir'de de s ın ırlı aramalar yapılmıştır. Ancak on sekiz bölgenin tamamının yeterince arandığı söylenemez. Öncelikle Güneydoğu Anadolu, Batı Toroslar, Batı Karadeniz, İç Anadolu ve denizlerde yapılacak yeni aramalarla bilinen petrol rezervinin artması olasıdır. Y ıllık 3,5 milyon ton petrol üretimiyle 13-14 y ıl yetecek petrol rezervlerimizin olduğu tespit edilmiştir. Buna rağmen y ı llık kullanılan petrol miktarının %90 ‘ı ithal edilmektedir.
- Doğal Gaz
Yer altından ç ıkan, metan oranı yüksek yanıcı bir gazdır. Termik kaynaklardan olan doğal gaz, kalorisinin yüksek oluşu (8500-10000 kcal/kg) ve çevreye zarar vermemesinden dolayı son y ıllarda ülkemizde kullanılmaya başlanmıştır. Doğal gaz geniş kullanım alanına sahip olmakla beraber termik santrallerde elektrik üretmekte de kullanılır. Yurdumuzun bilinen doğal gaz üretim alanları Trakya ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunmaktadır. Trakya'da Bayramşah, Değirmenköy (Danişmen-Osmancık), Değirmenköy (Soğucak), Hamitabat, Hayrabolu, Kandamış, Karacaoğlan, Karaçalı, Kumrular, K. Marmara, Silivri, Umurca, Güneydoğu Anadolu'da Derin Barbeş, Çamurlu, G. Dinçer, G. Hazro, Katin başlıca üretim sahalarıdır. Üretimin % 83'den çoğu Hamitabat sahasından yapılmaktadır.
- Biyomas
Terimi oluşturan biyo canlı, mas (mass) ise kütle veya yığın, başka bir ifade ile enerji elde edilecek tesise enerji maddesinin y ığılıp depo edilmesi gibi anlamlara gelmektedir. Dolayısıyla da bu gibi organik kökenli artıklardan elde edilen enerjiye biyomas enerjisi denir. Bununla birlikte bu konuda dilimizde genellikle biyogaz (canlı gaz) terimi kullanılmaktadır. Gazın, canlısı veya cansızı olamayacağı için terim olarak ya organik gaz ya da biyomas enerji kaynağı şeklinde ifade edilmesi uygun olacaktır. Biyomas kaynakları odun, hayvan ve bitki artıklarıdır. Biyomas, odun, kentsel atıklar, tarımsal artıklar, mısır sapları ve buğday samanları, gibi kaynakları içine alır.
Bunlar elektrik üretimi için diğer enerji kaynaklarının bazılarıdır. Bu kaynaklar kaynatıcılarda kullanılan fosil yakıtların yerine kullanılır. Odun ya da atıkların yanmasıyla oluşan buhar, alışılmış buharlı elektrik santrallerinde kullanılır. Hayvansal gübrenin oksijensiz yani kapalı bir ortamda tepkimeye girmesi ile “biyogaz” üretimi yapılmaktadır. Biyogaz, renksiz, kokusuz, havadan hafif, parlak mavi bir alevle yanan ve bileşimininde organik maddelerin bileşimine bağlı olarak yaklaşık; % 40-70 metan, % 30-60 karbondioksit, % 0-3 hidrojen sülfür ile çok az miktarda azot ve hidrojen bulunan bir gaz karışımdır.
Büyükşehirlerin çöpleri de iyi bir termik kaynaktır. Çöplerin depolanması sonucu elde edilen ve “LONDFİLL” gaz olarak adlandırılan çöp gazı %60 oranında metan içeren önemli bir enerji kaynağıdır. Avrupa’nın birçok ülkesinde kurulu tesisler ile bu kaynak değerlendirilmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi şehrin çöplerini kullanarak elektrik üretmektedir. Bir başka termik kaynakta “biyodizel”dir. Biyodizel; kolza (kanola), ayçiçek, soya, aspir gibi yağlı tohum bitkilerinden elde edilen yağların veya hayvansal yağların bir katalizatör eşliğinde kısa zincirli bir alkol ile (metanol ve ya etanol ) reaksiyonu sonucunda açığa ç ı kan ve yakıt olarak kullanılan bir üründür. Evsel k ı zartma yağları ve hayvansal yağlar da biyodizel hammaddesi olarak kullanılabilir.

- Asfaltit
Kalori değeri yüksek, külünde nadir mineraller bulunan, i ş lendiğinde değişik yüzdelerde gaz elde edilen değerli bir termik kaynaktır. Yurdumuzda Şırnak ve Silopi havzalarında 82 milyon ton asfaltit rezervi tespit edilmiştir. Silopi Elektrik Üretim A.Ş. tarafından, bölgedeki asfaltiti kullanarak 20 y ıl süreyle elektrik enerjisi üretmek için, 110 megavat kurulu güçte yeni bir santral kurulmaktadır.
- Bitümlü Şeyller (Bitümlü Şistler)
Isıl i şlemeyle petrole benzer bir yağ veren organik madde bakımından zengin, ince taneli, kristal yapılı bir tür katı yakıttır. Bunlara bitümlü şist, petrollü şeyl gibi adlar verilmekte ise de bitümlü şeyl olarak tanımlanması daha uygundur. Bu kayaçlardan
damıtma yöntemiyle sentetik petrol ve gaz elde olunabileceği gibi, katı yakıt olarak termik santrallarda kullanılmaları olanaklıdır. Yurdumuzda Ankara-Beypazarı, Balıkesir-Burhaniye, Bolu-Himmetoğlu, Mengen, Hatıldağ, Kocaeli-Bahçecik, Seyitömer, Niğde-Ulukışla, Eskişehir-Sarıkaya, Çorum-Dodurga, Amasya-Çeltek yörelerinde 1,6 milyar ton rezerv tespiti yapılmıştır.
Hidrolik Kaynaklar
Suyun potansiyel ve kinetik enerjisinin, baraj göllerinde toplanarak bir yükseklik kazandırılması sonucu, baraj yakınlarına kurulan hidroelektrik santrallerde elektrik enerjisine dönüştürülür. Denizler, göller ve akarsular hidrolik kaynakları oluştururlar. Hidrolik kaynaklar, tükenmeyen ve en ucuz enerji kaynaklarıdır. Kömür, petrol ve doğal gaz gibi termik kaynakların tükenebilir olmasına karşın, hidrolik kaynaklar tükenmez (yenilenebilir) potansitel enerji kaynaklarıdır. Dünya elektrik üretiminin %17’si hidro gücün kullanılması ile üretilmektedir. Ülkemizin 2004 y ı l ı başı itibariyle tesbit edilen teknik ve ekonomik hidroelektrik enerji potansiyeli 127,6 milyar kWh’dir.
Nükleer Kaynaklar
Ağır radyoaktif (Uranyum gibi) atomların bir nötronun çarpması ile daha küçük atomlara bölünmesi (fisyon) veya hafif radyoaktif atomların birleşerek daha a ğır atomları oluşturması (füzyon) sonucu çok büyük bir miktarda enerji açığa çıkar. Bu enerjiye nükleer enerji denir. Toryum, plütonyum ve uranyum gibi radyoaktif elementlerin atomlarının, nükleer santrallerin reaktörlerinde kontrollü bir şekilde parçalanması sonucu meydana gelen ısı enerjisinden, elektrik enerjisi üretilmesi için kullanılan bir kaynaktır.
Uranyum atomu kolay parçalanan bir elementtir. Ülkemizde, Salihli-Köprübaşı havzasında ve Yozgat-Sorgun dolaylarında bulunmaktadır. Toplam tabiî metal uranyum rezervi 9129 ton olarak belirlenmiştir. Eskişehir-Sivrihisar-Kızılcaören'de ise dünya çapında önemli olan 380 000 ton toryum rezervi bulunmaktadır. Malatya-Hekimhan-Kuluncak'ta da toryum belirtileri bulunmuştur. Dünya toryum rezervinin % 54’ü ülkemizde bulunmaktadır.
Yurdumuzda henüz nükleer enerji ile elektrik üreten santralar kurulmamakla birlikte yakın tarihte Akkuyu gibi nükleer santrallerin faaliyeti gündeme gelecektir. TEİAŞ’ın Kasım 2004 tarihli “Türkiye Elektrik Enerjisi Üretim Planlama Çalışması (2005-2020)”ye göre nükleer enerjiye verilen yer, birinci senaryoda 2012 y ıl ında 1500 MW, 2014 y ıl ında 1500 MW ve 2015 yılında 1500 MW olmak üzere 2010-2105 döneminde 4500 MW öngörülmüştür. Nükleer yakıtlar, fosil yakıtların sebep olduğu sera etkisi, asit yağmurları ve ozon tabakasına zarar veren atıklar oluşturmazlar.
Bunun yanında, reaktör arızalarından yayılan radyasyon ve nükleer atıkların kısa zamanda yok edilememesi ise potansiyel bir tehlike oluşturmaktadır. Kyoto Protokolü ve İklim Değişikliği Anlaşması yenilenebilir enerji ile dengeli nükleer enerji stratejisi istemektedir. Karbondioksit artışı ile global ısınma sorunu nükleer ve yenilenebilir (özellikle su ve rüzgâr) enerji payının artması ile çözüm bulacaktır. Dünya elektrik enerjisinin % 17’si nükleer enerjiden sağlanmaktadır.

Diğer Kaynaklar
Elektrik enerjisi üretiminde kullanılan diğer kaynakları; Güneş, Rüzgâr, Jeotermal, Med-Cezir(Gel-Git), Dalga, OIED (okyanus ısıl enerji dönüşümü) enerjileri olarak sıralanabilir. Sırasıyla inceleyelim;
Güneş Enerjisi
Güneş sonsuz enerji kaynağıdır. Bünyesinde hem ısı hem de ışık enerjisi barındırır. Coğrafî konumu nedeniyle sahip olduğu güneş enerjisi potansiyeli bakımından ülkemiz, diğer birçok ülkeye göre nispeten şanslı durumdadır. Potansiyel belirleme çalışmaları ile ülkemizin y ıllık ortalama ışınım şiddeti 308 cal/cm2 gün (3,6 Kwh/m2 gün) ve y ıllık toplam güneşleme süresinin de 2640 saat olduğu 1997 yılı dünya enerji konseyi Türk Milli Komitesi raporunda belirtilmiştir. Güneş enerjisinden elektrik enerjisi elde etme iki ayrı yöntemle yapılmaktadır:
• Güneşin ışık enerjisinden elektrik üretimi
• Güneşin ısı enerjisinden elektrik üretimi
- Güneşin Işık Enerjisinden Elektrik Üretimi
Fotovoltaik ya da güneş pilleri, güneş ışığı enerjisini elektrik enerjisine direkt çevirirler. Güneş pilleri, yüzeylerine gelen güneş ışığını doğrudan elektrik enerjisine dönüştüren yarı iletken maddelerdir. Güç ç ı k ışını artırmak için çok sayıda güneş pili birbirine paralel veya seri bağlanarak bir yüzey üzerine monte edilir. Bu yapıya güneş pili modülü ya da fotovoltaik modül adı verilir. Gerekirse bu modüller de birbirlerine seri ya da paralel bağlanarak fotovoltaik dizi oluşturulabilir. Güneş pilleri uyduların ve uzay programlarının direk güç kaynağıdır. Güneş ışığından yararlanılarak elde edilen elektrik enerjisinin uygulama alanları aşağıda sıralanmıştır.
• Haberleşme istasyonları, kırsal radyo, telsiz ve telefon sistemleri
• Petrol boru hatlarının katodik koruması
• Metal yapıların (köprüler, kuleler vb) korozyondan koruması
• Elektrik ve su dağıtım sistemlerinde yapılan telemetrik ölçümler, hava gözlem istasyonları
• Bina içi ya da dışı aydınlatma
• Dağevleri ya da yerleşim yerlerinden uzaktaki evlerde TV, radyo, buzdolabı gibi elektrikli aygıtların çalıştırılması. Tarımsal sulama ya da ev kullanımı amacıyla su pompajı
• Orman gözetleme kuleleri
• Deniz fenerleri
• İlk yardım, alarm ve güvenlik sistemleri. Deprem ve hava gözlem istasyonları
• İlaç ve aşı soğutma
- Güneşin Isı Enerjisinden Elektrik Üretimi
Güneş ışınları ayna ve merceklerle yoğunlaştırılarak paneller içinde dolaşan su ısıtılır. Daha sonra, s ıcaklık arttırılarak, panellerdeki su buhara dönüştürülür ve türbinden elde edilen mekanik enerji genaratör tarafından elektrik enerjisine dönüştürülür. Bu türbinlerin a şırı su ihtiyaçları nedeniyle su kaynağı yakınlarına kurulması ve güneş enerjisinin yetersiz olduğu zamanlarda da kesintisiz enerji üretimini sağlamak için doğal gazlı ısıtıcı sistem kullanılması gibi zorunlulukları vardır.
Yurdumuzda coğrafi konumu nedeniyle güneş enerjisi potansiyeli birçok ülkeye göre çok iyidir. Küçük güçlerde olmasına karşın güneş enerjisinden elektrik üretme için çalışmalar yapılmaktadır. Bu kapsamda E İE (Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü) Didim Güneş ve Rüzgâr Enerjisi Araştırma Merkezi'ne 4,8 kW gücünde şebeke bağlantılı güneş pili sistemi kurulmuştur.
EİE'nin eski DMİ (Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü) kayıtlarını kullanarak yaptığı hesaplara göre ülkemizin y ı llık ortalama ışınım şiddeti 308 cal/cm2-gün (3.6 kWh/m2-gün) ve yıllık toplam güneşlenme süresi 2640 saattir.

Rüzgâr Enerjisi
Rüzgâr enerjisinden elektrik üretebilmek için sürekli rüzgâr alabilen yüksek yerlere ihtiyaç vardır. Rüzgâr enerjisinin kuvveti ile yatay ve düşey eksenli rüzgâr türbini döndürülerek elde edilen mekanik enerji türbine bağlı alternatör yardımı ile elektrik enerjisine çevrilir. Rüzgâr enerjisinin doğada bedava bulunmasına karşın, rüzgâr sistemlerinin pahalı olması üretilen enerjinin maliyetini artırmaktadır. Tesis maliyetinin fazla olmasına rağmen kurulduktan sonraki masrafları çok az olduğu için ürettiği elektriğin birim maliyeti çok düşüktür. Rüzgâr enerjisi tükenmeyen, yakıt gereksinimi olmayan, çevresel etkileri en az olan emniyetli, gelecek nesilleri etkilemeyen bir enerji kaynağıdır.
Pek çok avantajları yanında kurulması sırasında görsel ve estetik olarak kişileri ve çevreyi etkilemesi, gürültü oluşturması, kuş ölümlerine neden olması, haberleşmede parazitler meydana getirmesi gibi dezavantajları vardır. Rüzgar enerjisinin diğer bir sakıncalı yönü ise mutlaka şebekeye bağlı çalışma ve herbir türbine yükseltici trafo konma zorunluluğudur. Kapasite kullanım verimi de ancak % 30 kadardır. Rüzgar esmediği zaman üretim duracağından rüzgar enerjisi ancak termik ve hidrolik santrallere ek olarak ya da kombine şekilde güvenilir elektrik enerjisi kaynağı olarak görülmelidir.
Ülkemizde uygulamaları 1998 y ı l ı nda Çeşme ilçesi Germiyan köyünde başlayan rüzgar santralları küçük ölçeklidirler. Şu anda, toplam kurulu gücü 17.4 MW olan iki santral "Yap-İşlet-Devret" modeliyle üretim yaparken, toplam kurulu gücü 1.7 MW olan bir diğer santral "Otoprodüktör" statüde üretim yapmaktadır. Bu santrallerden elde edilen y ı llık elektrik enerjisi de yaklaşık 54 000 000 kWh’dır ve toplam üretim içerisinde çok küçük bir orana karşı gelmektedir. Ancak, şu anda ülkemizde yaklaşık 300 noktada rüzgâr elektriği üretmeye yönelik ölçümler yapılmaktadır.
Jeotermal Enerji
Yer kabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş ısının oluşturduğu, sıcaklığı sürekli 200 den fazla olan ve çevresindeki normal yer altı ve yer üstü sularına oranla daha fazla erimiş mineral, çeşitli tuzlar ve gazlar içerebilen sıcaklık su ve buharın yeryüzüne çıkarılmasıyla oluşan enerjidir. Tükenebilir enerji kaynaklarına alternatif, yenilebilir enerji kaynağıdır. Dünyanın iç kesimlerinden yüzeye doğru sürekli bir ısı akışının meydana geldiği bölgelere termal bölge denir.
Dünyada ABD, Japonya, Yeni Zelanda, İtalya, Meksika, Rusya, İzlanda ve Türkiye'de termal bölgeler vardır. Termal bölgelerde çok miktarda kaynarca ve su buharının çıktığı yerler vardır. Bunlardan elde edilen su buharı, buhar türbinlerini çalıştırması ile elektrik enerjisine dönüştürülür. Ülkemiz, jeotermal enerji kaynaklan bakımından çok zengindir. Hâlen s ı caklığı 100°C'ye kadar ulaşan, 600'den fazla Jeotermal su kaynağımız vardır.
Yurdumuzdaki jeotermal elektrik potansiyeli 500 MW civarındadır. Ancak, elektrik üretimi yok denecek kadar azdır. Ülkemizin ilk jeotermal elektrik santrali, 1984 Şubat ayında i ş letmeye açılan, 20,4 MW gücündeki Denizli-Kızıldere santralidir. Santral 147,2 0C s ı caklıktaki buharla çalışmaktadır. Aydın-Germencik ve Nevşehir-Acıgöl kaynakları, elektrik üretimine uygun sahalardır.
Bunun d ışındaki en önemli sahalar Aydın-Salavatlı, İzmir-Balçova, İzmir-Seferihisar, Kütahya-Simav, Ankara-Kızılcahamam, Van-Erciş ve İzmir-Dikili'dedir. Jeotermal enerjiyle çalışan santraller buhar türbinli santraller gibidir. Türkiye'nin kanıtlanmış jeotermal elektrik potansiyeli 200 MW düzeyinde belirtilmekle birlikte, gerekli çalışmalarla bunun k ı sa zamanda 350 MW düzeyine çıkarılabileceği tahmin edilmektedir.
Deniz Kökenli Yenilenebilir Enerjiler
Deniz kökenli yenilenebilir enerjiler; deniz dalga enerjisi, deniz s ı caklık gradyent enerjisi, deniz akıntıları enerjisi (boğazlarda) ve gel-git (med-cezir) enerjisidir. Ancak, Türkiye’yi çevreleyen denizler bir iç deniz olduğu için gel-git enerjisi olanağı yoktur. Türkiye için söz konusu enerji grubu içerisinde en önemlisi deniz dalga enerjisidir. Çanakkale ve İstanbul Boğazlarında deniz akıntıları varsa da, deniz trafiği bu enerjinin kullanılma olanağını sınırlandırmaktadır.
- Gelgit (Med-Cezir) Enerjisi
Ay’ın Dünya üzerindeki çekim etkisi sonucu okyanusların belirli yerlerinde ve belirli zamanlarda su seviyesinin yükselmesi veya düşmesi ile oluşan bir enerji kaynağıdır. 24 saat içinde deniz suyu 20 dakika süreyle iki kez kabarır ve alçalır. Kabaran deniz suyu, bir koya veya nehrin ağzında yapılan bir depoya doldurulur. Bu depoların dolup boşalması sırasında iki yönlü çalışan santraller yardımıyla elektrik üretilir.
Gelgit enerjisi ile çalışan, ABD, Belçika, Fransa-Rance koyu, Kanada-Fundy körfezi, İngiltere-Severn koyu, Avusturalya, Kore, Hindistan ve Meksika gibi okyanusa kıyısı bulunan ülkelerin elektrik santralleri mevcuttur.
- Dalga Enerjisi
Dünya bilim adamlarının üzerinde araştırma yapmakta olduğu, temiz enerji arayışının bir parçası da dalga enerjisi dir. Hava hareketlerinin ve ısı değişimlerinin, su kütlelerinde meydana getirmiş olduğu dalga hareketleri, bitmez tükenmez enerji kaynağıdır. Dalga enerjisi, Archimedes (Arşimed) prensibi ve yer çekimi arasında oluşan gücün alınması prensibine dayanır. Dünyamızın 3/4’ünün sularla kaplı olduğunu düşünürsek üzerinde durduğumuz enerji türünün ne büyüklükte olduğu da ortaya çıkacaktır. Üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizde, ilk yatırımından ve bakım giderlerinden başka gideri olmayan, primer enerjiye bedel ödenmeyen, doğaya her hangibir kirletici bırakmayan, ucuz, temiz, çevreci ve çok büyük bir enerji kaynağı olan dalga enerjisi değerlendirilmelidir.
Dalga enerjisinin faydaları şöyle özetlenebilir;
• 100 kW - 100 MW kadar ihtiyaç duyulan her güçte santral kurulabilir.
• Santral üzeri otel, restaurant, sosyal tesis, disco, olarak turizm amaçlı kullanılabilir.
• Gürültü kirliliği yoktur.Tam çevrecidir.
• Dalyan görevi sayesinde tesise ek gelir sağlar.
• Deniz üzerinde kurulduğu için verimli tarım alanları yok olmaz.
• Tamamen yerli teknoloji ve yerli imalattır.
• Dışa bağımlılığı ve ambargoyu gerektirecek herhangi bir girdisi yoktur.
• Ucuz olması sebebiyle ısınmada, ilk tercihtir. Bu sebeple ormanların kesilmesi önlenmiş olur
İngiltere, İrlanda, Norveç ve Portekiz gibi ülkelerde dalga enerjisinin önemi anlaşılmış; santralar kurulmuş, devlet desteği ile pilot çalışmalar başlatılmış, ya da enerji planlamalarında yakın hedef olarak konu yer almıştır. Örneğin Norveç kuzey sahillerinde 350 kW’lık, Endonezya- Avustralya arasında 1.5 MW’lık santralları hizmettedir.
- Deniz Sıcaklık Gradyent Enerjisi
Deniz ve okyanus suyu tabakaları arasındaki s ıcaklık farkından yararlanılarak enerji üretilebilir. Henüz araştırma aşamasında olmakla beraber okyanus ısıl enerji dönüşümü gibi farklı isimlerle de anılmaktadır. Amonyak gibi kaynama noktaları düşük sıvıların buharlaştırılması için deniz yüzeyindeki ılık suları kullanan aygıtların, hareket eden buharın bir türbini çalıştırmasıyla elektrik üretmesi esasına dayanır. Buharı soğutup yoğunlaştırmak ve yeniden dolaşıma katılmasını sağlamak için de daha derinliklerdeki soğuk sular kullanılır.
Hidrojen Enerjisi
Doğada bileşikler halinde bol miktarda bulunan hidrojen serbest olarak bulunmadığından doğal bir enerji kaynağı değildir. En çok bilinen bileşiği ise sudur. Bununla birlikte hidrojen birincil enerji kaynakları ile değişik hammaddelerden üretilebilmekte ve üretiminde dönüştürme i ş lemleri kullanılmaktadır. Bu nedenle elektrikten neredeyse bir asır sonra teknolojinin geliştirdiği ve geleceğin alternatif kaynağı olarak yorumlanan bir enerji taşıyıcısıdır.
Hidrojen içten yanmalı motorlarda doğrudan kullanımının yanısıra katalitik yüzeylerde alevsiz yanmaya da uygun bir yakıttır. Ancak dünyadaki gelişim hidrojeninin yakıt olarak kullanıldığı yakıt pili teknolojisi doğrultusundadır. Yakıt pilleri, temiz, çevreye zarar vermeyen ve yüksek verime sahip enerji dönüşüm teknolojileridir. Bir buhar kazanı veya türbin kullanılmadan, sadece kimyasal reaksiyon ile elektrik enerjisi üretilir.
1950'lerin sonlarında, NASA tarafından uzay çalışmalarında kullanılmaya başlayan yakıt pilleri, son yıllarda özellikle ulaştırma sektörü başta olmak üzere sanayi ve hizmet sektörlerinde başarı ile kullanıma sunulmuştur. Yakıt pilleri, taşınabilir bilgisayarlar, cep telofonları gibi mobil uygulamalar için kullanılabildiği gibi elektrik santralları için de uygun güç sağlayıcılardır. Yüksek verimlilikleri ve düşük emisyonları nedeniyle, ulaşım sektöründe de geniş kullanım alanı bulmuşlardır. Hidrojen enerji sisteminin yeni olmasına karşın hidrojen üretimi yeni değildir.
Şu anda dünyada her y ı l 500 milyar m 3 hidrojen üretilmekte, depolanmakta, taşınmakta ve kullanılmaktadır. En büyük kullanıcı payına kimya sanayii, özellikle petrokimya sanayii sahiptir. Hidrojen karbon içermediği için fosil yakıtların neden olduğu çevresel sorunlar yaratmaz. Isınmadan elektrik üretimine kadar çeşitli alanların ihtiyacına cevap verebilecektir. Gaz ve sıvı halde olacağı için uzun mesafelere taşınabilecek ve iletimde kayıplar olmayacaktır.
2010 yılından itibaren hidrojenin ticari amaçlar için kullanılması düşünülmektedir. Her türlü maliyet göz önüne alındıktan sonra ilk y ı llarda benzinden 1.5 –5.5 arası daha pahalı olması beklenmektedir. Fakat gelecek y ıllarla birlikte çevresel katkıları da göz önüne alındığı zaman bu maliyetin çok daha aşağılara çekilmesi hesaplanmaktadır. Daha önce de belirtildiği gibi hidrojenden, yakıt pili teknolojisi ile elektrik elde edilmektedir.
Bugüne kadar, yakıt pillerini çeşitli yönleriyle inceleyen 200'den fazla araştırma NASA tarafından desteklenmiştir. Bugün, Apollo ve Space Shuttle görevlerinde güvenli olarak elektrik (ve su) sağlamış olmaları nedeniyle, yakıt pillleri uzaydaki rollerini ispatlamış, 2000'li yıllarda ülkelerin enerji politikalarında önemli yer tutmaya başlamıştır.







